26 Ağustos 2016 Cuma

EZOP’UN SARDES’TE YAŞADIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ?

ÜNLÜ FABL* YAZARI EZOP’UN SARDES’TE
YAŞADIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ?

Yıllardır Lidya ve Lidyalılar hakkında yaptığım araştırmaları burada sizinle paylaşıyorum; altın zenginlikleriyle ünlü bu “Bilge Ulus” Lidyalıların tarihlerinin de azımsanmayacak kadar zengin olduğuna tanık oluyorum. Lidyalıların dünyası baştanbaşa çözülmeyi bekleyen gizemlerle doludur. Her gün haklarında yeni bir şey öğreniyorum. Bu defa edebiyat alanında beni şaşırtan bir sonuca ulaştım, sözü uzatmadan yeni buluşumu aşağıya yazıyorum. Umarım okuyunca siz de şaşıracaksınız.

Yaşamı hakkında çok az şey bilinen ünlü antikçağ hikâyecisi Ezop (Yunanca: Aisopos),   anlatıldığı gibi bir hayal ürünü değil Lidya’nın başkenti Sardes’te yaşayan gerçek bir insandır:
  Kimilerine göre Sisam adası, kimilerine göre Trakya’da bir köyde doğan bir köylüydü. İkinci sahibi, Iadmon adında bir Lidyalı idi ve Ezop’a öğrenmedeki çabukluğunun, zekâsının, hazır cevaplığının bedeli olarak özgürlüğünü vermişti.
Ezop,  Aisopos
Antik çağ yazarları Ezop’un fiziki yapısının çok çirkin olduğunu yazar ve şöyle tanımlar; siyahımsı, kambur, kekeme,  bir boksör burnu ve bir üçgen kafa ile çarpık bacaklı…
 Özgürlüğünü kazandığı dönemde günlerini bir bilim, kültür, sanat merkezi olan Lidya Krallığının başkenti, zengin Sardes’e doluşmuş bilge ve düşünürlerin derslerine katılarak, kendisini geliştirerek geçirdi. 
Yaradılışında var olan zekâsı, hazır cevaplığı, zor sorunları bile aşmada gösterdiği örneklemeli çözümleri üretmesi aldığı bu derslerle daha da gelişti.
Zekâsı ve hazırcevaplığı son Lidya Kralı Karun’un (Croesos) kulağına gitti. Bazı yazarlar Kral Karun’u ziyaretinde Solon ile tanıştığını ve arkadaş olduğunu belirtirler.
Bir zamanların çirkin kölesi, şimdi Karun’un elçisi olarak şehirden şehre koşuyordu. Mısır’a, Babil’e gönderildi. Gittiği kentlerde halkın sorunlarını çözmek için öyküler anlatıyor, ilgi çekiyordu. Antik çağın ünlü bir siması olmuştu.
Görevli olarak, Delphi’deki kehanet evine Karun’un hediye olarak gönderdiği altınları götürdüğü bir gün, bilicilere verdiği yanıtlar ve Delphi halkına yaptığı konuşmalar beğenilmedi. Anlatılara göre: Delphi’deki biliciler kendilerini alaycı bir şekilde “Halkı soyan aç gözlü, dolandırıcılar” olarak eleştiren Ezop’un torbasına gizlice bir şişe altın koyarlar, tapınağın çıkışında üst araması yaparak yakalatırlar. Delphi halkına hakaret eden ve hırsızlık yapan Ezop’u teslim ederler.
Halk Kendisini döverek bir ders vermek istiyordu. Ezop etrafındaki çemberin darıldığını gördüğünde Delphi’deki uçurumun kenarına varmıştı. Kimi araştırmacılara göre Linç edilerek öldürülmektense kendisini uçurumdan atmayı tercih etti. Kimilerine göre ise halk tarafından linç edilerek uçurumdan atıldı.
 Delphi elçileri Karun’a “Gönderdiğin altınlardan ve hediyelerden çalıyordu, bu sebeple biliciler cezalandırdı” dediler, olayı anlattılar.
Delphoi  
Suçlu gösterilerek öldüğünden çabuk unutuldu. Ancak elçi olarak gezdiği şehirlerde anlattığı hikâyeler unutulmadı. Ezop’un masalları başlangıçta yazılı değildi. Yaşlılar bildik­leri masalları gençlere anlatır, bunlar kulaktan kulağa dolaşırdı. 
Öykülerinde eleştirici, sorgulayıcı bir tavır ve mantığın egemen olduğu görülmektedir. Anlatılan öykülerin çözümlemesi yapıldığında bunu anlayabiliyorsunuz. Anlatılan masalların insanları düşünmeye ve yorumlamaya davet ettiği açık. Arif olan anlar duygu ve düşünce­siyle hareket edilmiş, insanlığın durumu evrensel düzeyde tartı­şılmıştır.
 Filozof Sokrat’ın hapisteyken, Ezop’a ait bazı masalları koşuk biçimine getir­diği söylenir.  Masalların bilinen en eski derlemesi, İÖ. 4 yy. da Phaleros'lu Demetrios tarafından hazırlanmış, bu derleme daha sonra, İS birinci Yy. da Latince olarak Phaedrus, Yunanca olarak Babrios tarafından yeniden kaleme alınmıştır. "Ezop Masalları" daha sonra 17 yy. Fransız yazarı Jean de la Fontaine'in fabıllarına esin kaynağı olmuştur.
Bilim adamı ve Index derleyicisi Edwin Perry, 1965 yılında kaleme aldığı Ezop hakkında antik açıklamalarında, Karun dönemindeki olayların tümünü kabul eder ama Delphi’deki öldürülme olayına inanmadığını bildirir.
Roma dönemi kayıtlarının hemen hepsinde adından söz edilmekte, İÖ 620-500 tarihlerinde Sardes’te yaşadığı belirtilmektedir. 3 yy. şairi Callimachus ondan "Sardesli Ezop"   ve Tire doğumlu, Romalı yazar Cassius Maximus Tyrius   "Lidya adaçayı" diyerek eserlerinde söz ederler. Bu kanıtlar bile Ezop’un Sardes’te yaşadığına yeter. Halen toprak altında bulunan Lidya kayıtları gün yüzüne çıktığında Ezop hakkında daha çok bilgi ve belki öykülerine de ulaşacağımızı umuyorum.
Aristotales, Ezop'un yolsuzluktan yargılanan bir siyasetçiyi tilki ile kirpinin öyküsünü anlatarak nasıl savunduğunu şöyle anlatmıştır:
 Ezop mahkemede "Bir tilkinin, başı pirelerle derde girmiş, bir kirpi de onu pirelerden kurtarsın mı diye sormuş, tilki, 'Hayır, bu pireler doydu, artık fazla kan emmiyorlar. Onları kovalarsan, yerlerine yeni, aç pireler gelir' demiş", dedikten sonra, jüriye dönerek, sözlerini şöyle bitirmiş: "Dolayısıyla saygıdeğer jüri üyeleri, müvekkilimi cezalandırırsanız onun yerine onun kadar zengin olmayan birileri gelir ve sizi daha da beter soyar."

 KURT İLE AT
Kurdun biri bir tarladan geçiyormuş, boydan boya arpa görmüş. Kurt ne yapsın arpayı? Yiyemez ki! Bırakıp gitmiş.
Yolda Önüne bir at çıkmış. Onu görünce:
“Ben de seni arıyordum’ demiş; “şurada arpa buldum, ama yiyemedim, sana sakladım, bayılırım senin dişlerinin gıcırtısına. Gel, sen ye, ben de seyredeyim.”
At kanmamış bu sözlere: “Yahu,” demiş, “ben kurtları bilmez miyim? Sen arpa yiyebilseydin karnını doyurmak zevkini bırakır da kulaklarının zevkini düşünür müydün?” demiş.
Yaratılışlarından kötü olanlar, kendilerine iyilik ediyormuş gibi bir süs verseler de gene kimseyi kandıramazlar.

TİLKİ İLE ÜZÜMLER
Tilki çok acıkmış ve bir bağa girmiş. Üzümlerin iştah açıcı görüntülerine bakarak, karnını doyurmak İstemiş. Ancak, bir türlü yetişip de, o güzelim üzümlerden koparıp yiyememiş. Bu sefer de, “önemli değil canım, nasıl olsa hepsi ekşiydi” demiş.
Elde edemediğimiz bir şeyi kötülemek, çok kolaydır.

Mustafa Uçar
Araştırmacı-Yazar





* Fabl, öğüt ya da ders vermek için anlatılan, kahramanları hayvanlardan seçilmiş kısa bir öyküdür.

4 Ağustos 2016 Perşembe

PARA LİDYA’DA İCAT EDİLDİ



       Sonsuz ışıltısı, parlaklığı ve az bulunurluğu ile altın insanoğlu için daha ilk çağlarda değerli bir madendi. Ancak altın ilk zamanlarda sadece süs olarak kullanılıyordu. Altının paraya dönüşmesi M.Ö 670 yılında ve Lidya Krallığının başkenti Sardes’de gerçekleşti.
Dünyanın İlk Parası

         Günümüzde bu görüşü benimsemeyen çevreler hatta akademisyenler bulunmakta. Konuyla ilgili bilgilerimizi belgeler ile destekleyerek siz okurlarımızla paylaşalım; 
        Peter L. BERNSTEIN, “Altının Gücü"isimli kitabında “Herhangi bir maddenin para olarak kullanılabilmesi için, değeri tek başına yeterli değildir. Değeri olan birçok şey para yerine geçmez. Aslında en etkin para biçimleri, kağıt veya elektronik para gibi aksi halde önemli bir yarar sunmayacak nesnelerden geliştirilmiştir”der.
        Doğruluğunu kanıtlamak için bir kaç örnek de verir: “İngiltere’de ilk zamanlarda sığır ve köleler para yerine kullanılmaktaydı. Ortaçağda karabiberi para olarak kullanmak çok yaygındı. II. Dünya savaşından hemen sonra sigara para birimi olarak kullanılmıştır. Modern zamanlarda yararlı hiçbir nesne asla uzun süre para olarak kullanılmamıştı.
Altın ise tam aksine, son derece yumuşak doğası nedeniyle, her zaman kullanışsız bir metal olmuştur. Ayrıca toplamda yanlızca 125.000 ton altın bulunduğunu düşünürsek birçok alanda kullanılamayacak kadarkıt olduğunu açıkça görürüz.
       Ancak altının para olarak kullanılması, aynı amaç için kullanılacak diğer yararsız maddelerle karşılaştırıldığında açık bir üstünlüğe sahiptir. Asya'nın bazı bölgelerinde para birimi olarak kullanıldığı öne sürülen bir çeşit deniz salyangozu kabuğu ile kıyaslandığında altın belirgin biçimde dayanıklıdır ve parçalanmaz. Her altın parçası büyüklüğüne ya da küçüklüğüne bakılmaksızın dünyanın her yerinde yüksek bir değere sahiptir.Dahası her altın parçası ağırlığı ve saflığı ile değerlendirilir. Bu özellikleri sığırlara, kölelere, karabibere veya deniz kabuklarına uygulamak pek mümkün değildir.” açıklamasını getirir.
      Böylece altın insanoğlunun birikim ve ticaret hayatına ilk adımını atar. Genelde takas sistemi vardır ama altın küçük külçe ve şekillerle ticaretin vazgeçilmezidir. Burada da altının saflığı ve  ağırlığı sorun yaratıyordu. Her işlem için saflık testi yapmak ve altını teraziye koyup ağırlığını tartmak gerekiyordu.
      Sikke üretmek, tartı ve saflık testi gibi bıktırıcı işlerin üstesinden gelmek için zekice bir  buluştu. İşte ilk para diyeceğimiz sikkenin ortaya çıkması M.Ö 670 yılına rastlar. Anadolu hakkındaki tarih bilgilerini gerçeklerle mitolojik öykülerin karışımından oluşan “Tarih” kitabında, M.Ö 500 yıllarında Halikarnas’da(Bodrum) yaşamış Herodot’dan öğreniyoruz.
       Herodot, altının Lidyalılarca bulunmasını Dianysos ile Midas arasında geçen “Neye dokunursam altın olsun” öyküsünde anlatır. Öykünün sonunda Midas’ın altın büyüsünden kurtulduğunu ama yıkandığı Paktolos ırmağının altın akmaya başladığını, o kadar ki Lidyalıların kestikleri hayvan postlarını Paktolos ırmağına attıklarını ve yünler arasına doluşan altınları topladıklarını aktarır.
       Herodot bize Lidyalıların,  "Parayı icat eden, altın ve gümüş sikke kullanan ilk insanlar olduklarını ve ilk perakendeci tüccarların da onlar olduğu” bilgisini verir. Bugün Salihli ilçesi yakınlarında bulunan Sardes kentinde ilk pazar yerinin kurulduğunu, burada et ve tahıldan mücevher ve müzik aletlerine kadar geniş ürün çeşitlerinin satıldığını anlatır.Herodot bu satıcılar için “Kaphloi (Kapelot) sözcüğünü kullanır. Yunan argosunda “büyük şapkalı adam” anlamına gelir ama modern deyişle “seyyar satıcı, işportacı” denilebilir.
Lidyalıların para ve ticareti geliştirmeleri rastlantı değildi. Başken Sardes, altın dolu alüvyon toprağı ile akan Paktolos (Günümüz Sart çayı) ırmağının kenarında kurulmuştu. Zekice buluşlarından biri de siyah renkli “mihenk taşı”dır ve altının saflığını test etmede kullanılır.
         M.Ö 7. yüzyıl başlarında basılan ilk para fasulye tanesi şeklindeki “electrum” madeninin topaklarındandı ve adına ‘elektrum’ yada  ‘dump’deniyordu. Dumplar 7.2 gr. Gelen ağırlıkları ve boyutları ile kolayca el değiştirilemiyordu. Üstelik üzerlerinde değerlerini belirten bir damga da yoktu sadece kralın mührü vardı.
     
Ardys dönemi para
 Kral Gyges, para konusunda bir devrim yaparak özel kişilerce para basımını yasaklamış ve dump basımı üzerinde devlet tekeli oluşturmuştu. Gyges’den sonra tahta çıkan Ardys daha etkin bir para sistemi geliştirdi.
     Ardys, Elektrum paraların üzerine, Gyges’in Mermnand hanedanı için hazırlattığı “aslan başı” logosunu bir yüzüne, diğer yüzüne de paranın değerini belirten semboller işletmişti. Para icadı üzerinden 50 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra tek tip, yuvarlak ve düzgün bir şekle kavuşmuştu. Ancak para, hâlâ saf altın veya saf gümüşe dönüşememişti. Bu sorunu da Lidyanın son Kralı ünlü Krezüs çözecekti.
    Krezüs tahta geçtiği M.Ö 575 yılında para ve mutluluğun birbirinden ayrılmaz olduğuna inanmıştı. Zenginliğin çekiciliği ve kralların desteklerini alan bilim adamları, sanatçılar başkent Sardes’de bilime,kültüe ve sanata katkıda bulunmaya başlamışlardı. Ergime ısısının keşfinden sonra electrum topaklar artık saf altın ve gümüşe dönüştürülüyordu. Kral bununla da yetinmemiş dolaşımdaki eski paraları toplatıp yenileri ile değiştirdi. Topladığı Elektrumları ise eritip saflaştırdı.
   
 Kral Krezüs sikkelerin ön yüzüne Hanedanın ve Krallığın logoları olan aslan başı ve boğa başlarını kabartma şeklinde resmetti. Arka yüzde paranın değerini gösteren, numizmatik tekniğinde, dik dörtgen ve kare biçiminde çukur işaretler bastırdı. En önemlisi yeni sikkelerin sınıflandırma ve ağırlıklarını eski sikkelere olabildiğince uygun biçimde yapmış bu yeni sınıflandırmaya “stater”denmişti.
      Halk arasında Krezüs parası anlamına gelen “Croiseios” adı ile anılmaya başladı. Croiseioslar üçte bir anlamına gelen “Trite”,altıda bir anlamında “Hekle” ve onikide bir anlamında “Obol” olarak üç birim değerleri taşıyordu. Krezüs’ün reformları tamamlandığında dünyanın ilk imparatorluk para birimi ortaya çıkıyordu.
       Bazı bilimadamları Lidya’da para basımının M.Ö 700 yılından önce hatta 50 yıl daha önce ortaya çıktığına inanırlar. Herodot bu tarihi M.Ö 687 olarak yazmıştır. 
          1951 yılında Efes antik kentinde çalışan bir grup arkeolog, M.Ö. 60 yılında inşa edilen Artemis Tapınağı kalıntılarından 3000’den fazla Lidya sikkesi buldu. İçlerinde damgalanmamış dump’lar, aslan başı basılı sikkeler buldular. dİkkatli bir inceleme, ilk gerçek sikkelerin M.Ö 635 civarına uzandığını doğruladı. Bu buluş aynı zamanda Herodot’un haklı olduğunu da kanıtladı.

Mustafa UÇAR
Araştırmacı Yazar



20 Temmuz 2016 Çarşamba

ÇOK YAKINDA YENİ YAZILAR BURADA

Araştırmacı Yazar Mustafa Uçar'ın yaptığı araştırmaların sonucu ilginç bilgiler kısa sürede blogumuzda yayınlanmaya başlıyor.
Bizi okumaya devam ediniz...

TARİH, DOĞA VE SAĞLIKLA HARMANLANMIŞ BİR KÖY: ÇAMUR HAMAMI KÖYÜ

        Çamur Hamamı köyü, Antik çağın kutsal Tmolos, günümüzün Bozdağ’ının kuzey eteklerinden birine kurulmuş bir köy. Bulunduğu noktadan sağınıza, doğuya doğru baktığınızda, antik çağın Katakekumene (Yanık Topraklı Yer), günümüz Kula Volkanik alanını görüyorsunuz. Bakışlarınızı batıya doğru çevirdiğinizde, önünüzde yine antik çağın Hermos, günümüz Gediz ovası bütün ihtişamı ile uzanıyor. Kuzeybatıya doğru ise görüntünüze kızılçam, zeytin ve çeşitli meyve ağaçları ile bezenmiş bir tepe geliyor. Tepenin üzerinde dünyanın en eski akropollerinden, Lidya Krallığının başkenti Sardes kentinin sur duvarları size göz kırpıyor. 
Çamur Hamamı Köyü
         Tarih bunlarla da kalmıyor. Kaplıcanın önünden Şirinyer köyüne giden yolu takip ettiğinizde, yaklaşık 700 metre sonra tarihin ünlü Paktalos ırmağının üzerine varıyorsunuz. Üzerindeki köprüden güneye baktığınızda, önünüzde suyun kaynağına kadar gittiği söylenen dar ama etkileyici bir kanyonun derinliğini görüyorsunuz. Köprünün kuzey tarafında ise yerel halkın “Şelale” ya da “Kazan” dediği, suyun görsel ziyafet sunduğu çağlayan bulunuyor. Binlerce yıldır akmasıyla suyun kayalar üzerinde açtığı doğal yollar ve havuzcuklar buraya niçin Kazan dendiğini açıklıyor.
1910 yılında şelale
          Anlatılanlara göre antik çağda şelalenin suyu daha fazlaymış ve Paktalos ismini bu özelliğinden alırmış. Lidya dilinde Paktalawa “Dik yamaçtan çıkan su yeri” anlamını taşıyor. Arşivimde bulunan 1910 tarihli bir fotoğrafta suyun ne kadar çok aktığı görülüyor ki, ikibin yıl önce nasıl aktığını hayal bile edemiyorum. 
2016 yılında Şelale


           Yeri gelmişken, henüz yaygın olmayan önemli bir açıklamayı da biz yapalım. Bu şelale aslında bir mitolojik bir öyküde yer almaktadır. Tarihçi Herodot, bu öyküyü ünlü tarih kitabında şöyle aktarıyor: “Şarap, eğlence ve tiyatro Tanrısı Dianisos, Satir denilen arkadaş grubuyla Kutsal Tmolos dağlarında yer, içer, eğlencelerle dolu gezintiler yapar. Böyle geçen günün birinde satirlerden biri olan Silenos içkiyi fazla kaçırır, ormanda ağaçlardan birinin altında sızar kalır. Bir süre sonra kendine geldiğinde bakar ki Tanrı ve arkadaşları gitmiş, onlara yetişmek üzere dağda koşmaya başlar ama henüz ayılmamıştır, bir taşa ayağı çarpar ve yardan aşağı düşer. Köylüler yaralı halde buldukları Silenos’u o sıralar Sardes’de bulunan Kralları Midas’ın konutuna götürürler. Midas, Silenos’u tedavi ettirir, iyileştiğinde Tanrı Dianisos’a götürür. Tanrı, kralın bu hareketinden memnun olur ve Midas’a:’Dile benden ne dilersen!’ der. Midas fakir bir kraldır, hemen: ‘Neye dokunursam altın olsun, ey yüce Dianisos!’yanıtını verir. Dianisos gülümser ve:’Dileğin şu andan itibaren gerçekleşti, çekilebilirsin’der. Midas, Tanrının huzurundan çıkar çıkmaz hemen bir denemede bulunur; yerden bir taş parçası alır, taş hemen altına dönüşür. Mutluluktan uçar bir halde sarayına ulaşır. Karısına kazandığı hüneri anlatmak için yanına gider ama karısına dokunduğunda altına dönüştüğünü görür. Karnı acıkmıştır. Yiyeceklere, içeceklere dokunur hepsi altındır artık. İşte o zaman yaptığı hatayı anlar ve Tanrının huzuruna tekrar çıkar. Dianisos’a:’Ben bir hata işledim ey yüce Tanrı! Zenginlikten vazgeçtim. Beni eski halime döndür..’diye yalvarır. Dianisos cevaben: ‘Artık ben sana bir şey yapamam ama bu büyüden kurtulman için Paktalos Irmağında yıkanacaksın. İşte kurtuluşun buna bağlı’der. Midas çaresiz Paktalos ırmağındaki çağlayanda yıkanır ve büyüden kurtulur.”
              Ve Herodot bu hikâyeyi şu cümlelerle bitirir: “ İşte o gün, bugündür Paktalos ırmağı altın akar. Öyle ki halk kestikleri hayvanların postlarını bu ırmağa atar ve yünlerinin arasındaki altınları toplayıp zengin olurlar.” 
          Herodot’un sözünü ettiği ırmak ve çağlayan burasıdır ama belki üzerinden ikibin sene geçtiği için ırmak artık altın parçaları taşımıyor. Ancak bu alanın çevre düzenlemesi yapılır, turizme açılırsa belki Lidya döneminin altınlarını taşımaz ama bir o kadar döviz kazancı getirebilir. 
       Çamur hamamı köyü, çam, zeytin ve meyve ağaçları, endemik bitki çeşitleri ile harmanlanmış doğası, bol oksijenli havası, içimi güzel kaynak suları, Pazar günleri kurulan köylü pazarı, en önemlisi antik çağdan bu yana insanlığa sağlık açısından hizmet vermeye devam eden termal suları ile de görülmeye, konaklamaya değer bir köydür. Üstelik İzmir’e 90 Km mesafede. Haydi, bu hafta sonunu Çamur Hamamı Köyünde konaklama yapın, inanın yeni haftaya sağlık ve enerji yüklenerek başlayacaksınız.

    Mustafa Uçar
 Araştırmacı Yazar

27 Aralık 2015 Pazar

SALİHLİ’NİN BİLİNMEYENLERİ – 1

YIKILMAKTA OLAN EVİN ÖYKÜSÜ

İstasyondan, Hamidiye Camiine doğru Mithatpaşa Caddesinden (Yeni ismi ile Sevgi Yolu) inerken, Karakol sokağına varmadan, solunuzda alışveriş merkezi ile kunduracı arasına sıkışmış ve yıkılmakta olan bir ev göreceksiniz.
Evin günümüzdeki görüntüsü
Çoğu zaman önünden geçmekte olduğunuz bu evin ne olduğunu niçin yıkılmaya terk edildiğini düşünmezsiniz. Oysa bu ev Salihli için kültürel bir değerdir ve bir öyküsü vardır.
Buyurun birlikte evin öyküsünü öğrenelim;
 Ev, 1917 yılında, Salihli’de tüccarlık yapan gayri Müslim, Rum Michael (Mikail) Athanasiadis tarafından yapılmıştır. Mikail Efendi, Salihli’de, o yıllarda yaşanan olayları tuttuğu 8 deftere kaydetmiş. İstiklal Savaşı sonlarında ailesiyle birlikte Yunanistan’a, Atina’ya göçmek zorunda kalmışlar. 1913 yılı, Kasım ayında, Salihli’de doğmuş oğlu Anastasios (Tasos) Athanasiadis de doğal olarak.
Tasos Athanasiadis 
İsim size tanıdık gelmeyebilir ama Anastasios (Tasos) Athanasiadis Yunanistan’ın Yaşar Kemal’idir, ödüllü romanları vardır. Aslında Hukuk okumuş, bir süre Yunanistan Ulusal Tiyatrosu Genel sekreterliği ve Başkanlığı yapmıştır.
1969 yılında, babasının Salihli’de tuttuğu günlüklerden yola çıkarak “Niobe’nin Çocukları” romanı ile Yunanistan Ulusal Roman ödülünü aldı. Olayların tamamı İstiklal savaşı sırasında Salihli’de geçiyor. Romanında, Kurtuluş savaşının çalkantılı o günlerini, sosyal yaşantıyı gerçekçi ve tarafsız bir şekilde anlatmıştır. Üstelik bu roman ünlü Yunanlı yönetmen Kostas Koutsomytis tarafından Tv dizisi haline getirilmiş; 2003-2005 yılları arasında Yunan ERT televizyonunda 180 bölüm olarak yayınlanmıştır.Niobenin Çocukları dizisi en iyi yönetmen, en iyi senaryo gibi birçok ödül de aldı. Dizinin çekimlerinde Salihli'nin o yıllardaki haline benzeyen,Bulgaristanın Souli kenti mekan oldu.
            Tasos, 1989 yılında, dönemin Belediye Başkanı Zafer Keskiner tarafından doğduğu kente Salihli’ye davet edildi. Kendisi gibi Salihli’de doğan yakın dostu Evangelos Kakaroğlu, eşi Eritre, çocukları Yannis, Leonadis ile birlikte davetli olarak ilçeye geldi. Belediye tarafından düzenlenen söyleşide anılarını tazeledi, doğduğu evin önünde fotoğraf çektirdi. Bu fotoğrafı da kitabının yeni baskılarında kullandı.
Kitabın Kapak Fotoğrafında ziyareti
sırasında çektidiği fotoyu kullandı

Söyleşiye, Türk -Yunan Dostluk Derneği Başkanı Ekrem Akurgal, Prof. Dr Bilge Umar, Dr.Şadan Gökovalı ve Salihli’nin o günlerini gören, bilen Nuri Ulaş ile konuklar yer aldı.
  Athanasiadis Tasos, 21 Eylül 2006 yılında Atina’da öldü.
  Günümüzde yıkılmak üzere olan bu ev böyle bir sanatçının evidir ve Osmanlı döneminin Salihli’deki son örneklerindendir. Bu nedenle koruma altına (!) alınmıştır.  
Yıkılmakta olan bu evin öyküsü böyle.
Keşke tarihimize ışık tutacak öyküleri önceden bilebilsek. Örneğin 7-8 Eylül 1922 tarihinde Mareşal Mustafa Kemal’in, Hacı Mustafa (Akiş) Ağa’nın Kocaçeşme, Bostan Sokaktaki evinde kaldığını, 9 Eylül sabahı buradan İzmir’e hareket ettiği gerçeğini bilseydik, bugün kentimizde bir “Atatürk Evi Müzesi” olurdu.
Niobenin Çocukları dizisinde Salihli İstasyonundan ayrılış sahnesi
Mustafa UÇAR
Araştırmacı Yazar

18 Haziran 2015 Perşembe

Sardes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı'nda Açıkhava konseri

Bilkent Senfoni Orkestrası'ndan Artemis Tapınağı'nda konser 18 Haziran 2015, PerşembeBilkent Senfoni Orkestrası, Sardes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı'nda Açıkhava konseri gerçekleştirdi.

                 Sart Kazı heyeti eski başkanlarından Prof. Crawford H. Greenewalt Jr.’ın siparişi üzerine Besteci Kamran İnce tarafından bestelenen ‘Sardis Senfonisi’ ve ‘Midas’ın Hükmü’ operasından bölümlerin  seslendirildiği konserin solisti Macar mezzo-soprano Judit Rajk oldu.
                Bilkent Senfoni Orkestrası, Besteci Kamran İnce yönetiminde, Lidya Krallığı’nın Başkenti Sardes Antik Kenti içerisinde bulunan Artemis Tapınağı içerisinde ‘Sardes Senfonisi’ adı altında konser verdi.


Konser hakkında bilgi veren Besteci Kamran İnce “Bu konserin temeli, daha önce Sart’taki kazıların başında olan Prof. Dr. Crawford H. Greenewalt’ın benden 4. Senfoni operasını ısmarlamasından sonra  atılmıştı. . Greenewalt , bu konseri Artemis Tapınağı’nda yapma ve bu eserleri burada seslendirme isteği vardı. Ama bu konseri o hayatta iken gerçekleştirme imkanımız ne yazık ki olmadı. Prof. Dr. Crawford H. Greenewalt, 3 yıl önce vefat etti.  Bu konseri onun anısına yapıyoruz. İlk defa Artemis Tapınağı’nda bir açık hava konseri yapılmış oluyor. Bu bizim için çok önemliydi ve özel bir gece oldu. Konser, Sardes’in çok bilinen bir yer olmamasına rağmen çok büyük bir ilgi gördü. Çok memnun olduk” dedi.


Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicholas Dunlop ise “Kamran İnce tarafından bestelenen Sardis Senfonisi ile, Sardes, Artemis Tapınağı, Akrapol, soylu kral mezarları, Bintepeler, Paktalos  Nehri anlatılacak. Bu senfoninin bestelenmesine merhum eski kazı başkanlarımızdan Prof. Dr. Crawford H. Greenewalt ön ayak oldu. Kendisi 1959 yılından 2011 yılına kadar bütün yaz aylarını Sardes’te geçirdi.” Dedi.
Konseri, Salihli Kaymakamı Ertan Peynircioğlu, Belediye Başkanı Zeki Kayda, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Yüksel’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi izledi.




HABER-KAMERA:EMRE SAÇLI












20 Mayıs 2015 Çarşamba

Salihli'de İnanç Turizmi Gelişiyor

      Fransız ve Alman Turistler, İncil'de adı geçen 7 kiliseden birinin olduğu Salihli'nin Sart Mahallesi'nde bulunan Artemis Tapınağı'ndaki ayine katıldı.




        Gruplar halinde 200’ün üzerinde turistin katıldığı ayinler 1’er saat sürdü. Tarihe "altın parayı icat eden uygarlık" olarak geçen Lidyalılar'ın başkentleri, Salihli ilçesindeki Sardes'e gelen turist sayısı, inanç turizmi ile artmaya devam ediyor. İncil'de adı geçen ve dünyadaki ilk yedi kiliseden birinin bulunduğu Salihli’nin Sart Mahallesi sınırlarında yer alan Artemis Tapınağı’na çok sayıda Fransız ve Alman turist geldi.
      Fransız kafilesi rehberi İlhami Demir, yaptığı açıklamada, inanç turizminin Türkiye için çok önemli olduğunu, ancak bürokratik engelleri aşmakta zorluk çektiklerini kaydetti.

Demir, “Ülkemiz, Hristiyanlığın ilk geliştiği dönemde Anadolu topaklarına 7 kilise yapılmış. Dolayısıyla Hristiyanlığın doğumu da bu 7 ilde. Bu 7 kiliseden birisi de Sart’ta bulunuyor. İnanç turizmi ülkemizin çok ihtiyacı olduğu bir turizm şeklidir. Her şey dahil sistemi ile alakası olmayan, kültüre ve dine meraklı insanların bolca  döviz bırakmasına neden olan bir turizm şekli. Bu turizm şekli maalesef çok geri kaldığımız bir alandır. Eğer bu toprakların taşların değerini bilmez sek turizm sektöründe yok olmaya mahkumuz. “dedi.
            Demir, “Bizim topraklarımızda Meryem Ana’nın çok büyük bir önemi var. Çünkü arkamızda gördüğünüz bu Artemis Tapınağı, Meryem Ana Sunağına dönüşüyor. Anadolu toprakları 7 bin yıl öncesinden beri bir ana tanrıça kültürünün, ana tanrıça öğretisinin hakim olduğu topraklardır.” dedi.
Demir, şöyle konuştu. “Acenteler, bütün zamanlarını izin almaya harcıyor. 3 ayrı izini alabilmek için saatler günler geçiyor. Bir yandan ülkemize daha çok turist çekmeye çalışıyoruz, bir yandan da önümüze bürokratik engeller konuluyor. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bu sıkıntılar dan kurtulmuş oluruz”


Hristiyanlığın ilk yedi kilisesi ve bulundukları yerler ise şöyle.
Ephesos (Selçuk), Smyrna (İzmir), Pergamon (Bergama), Sardes (Sart) (Salihli)
Philadelphia (Alaşehir - Manisa), Laodikeia (Denizli), Thyateira (Akhisar)



İNANÇ TURİZMİNİN SALİHLİ İÇİN ÖNEMİ BÜYÜKTÜR

Salihli Turizm Derneği Başkanı Mustafa Uçar ise “İnanç Turizmi yani kutsal yerlerin ziyaret edilmesi son yılların en önemli turizm hareketini kapsamaktadır. Bu açıdan Salihli sadece Hıristiyanlar için değil Museviler için de önemli bir ziyaret yeridir” dedi.


Uçar, “Hıristiyanların Paskalya kutlamaları Sardes Kilisesinde de yapıldı. Paskalya Hıristiyanlıktaki en eski ve en önemli bayramlardandır. İsa'nın çarmıha gerildikten sonra 3. günde dirilişi kutlanır. Doğu ve Batı kiliseleri arasında farklılıklar olmakla beraber, Paskalya dönemi yaklaşık olarak Mart sonundan Nisan sonuna kadar olan dönemdir. Her sene sabit bir tarihte gerçekleşmeyen ve dünya kiliselerinin çoğunda Pazar günü kutlanan Paskalya Günü ise, Kıyam Yortusu, Diriliş Pazarı ya da Diriliş Günü olarak da adlandırılır. Hıristiyanlığın yanı sıra Museviler özellikle de Seferad cemaati açısından Sardes/Salihli önemlidir. Burada dünyanın üçüncü Sinagogu yer almaktadır ve Seferad, Sardes’in Aramice ve İbranicedeki adıdır. Ancak bu tarihsel bilgileri tam anlamı ile tanıtamadığımız için şuan Musevi ziyaretçiler yeterli sayıda değildir. Yakın bir gelecekte Salihli, Sardes merkezli olarak dünyanın en önemli turizm destinasyonu olacaktır. Bunun için hazırlıklara biran önce başlanmalı ve yatırımcılara aynı zamanda Termal Turizm Bölgesi olan kentimizi anlatabilmeliyiz. Salihli dinamikleri bu konuda bir araya gelerek plan ve programlı bir çalışma yaparsak, kentimizin turizm geleceği aydınlık olacaktır, buna gönülden inanıyorum.” Dedi.

 SEKTÖR TV-HABER-KAMERA:EMRE SAÇLI